Nedir.Org *
Sponsorlu Bağlantılar
BlueLackk

Organik Ve Anorganik Bileşiklerin Formüllerinin Ayırt Edilmesi Nedir

Sponsorlu Bağlantılar
Sponsorlu Bağlantılar

Resim Ekle Dosya Ekle Video Ekle Soru Sor Bilgi Ekle
Organik bileşikler:
Karbonun oksitleri (CO, C02)
Karbonatları (C03-2)
Siyanür ve siyanatları (CN–) hariç karbon bileşikleridir.
Organik sözcüğü, organizma sözcüğünden türemiştir. 1828 yılına kadar bilinen bütün organik bileşiklerin kaynağı hayvanlar ve bitkilerdi. Ancak 1828 de WÖHLER, o zamana kadar yalnız idrardan elde edilen üreyi “Amonyum siyanatı” ısıtarak elde etti. Böylece ilk olarak organik bir madde sentez edilmiş oldu.

ORGANİK VE ANORGANİK BİLEŞİKLER ARASINDAKİ ÖNEMLİ FARKLAR


Organik bileşikler yanıcıdır. An organik bileşikler ise genellikle yanıcı değildir.
Organik bileşiklerin erime ve kaynama noktaları genellikle düşük, an organik bileşiklerin ise yüksektir.
Organik bileşikler çoğunlukla suda çözünmez, ancak anorganik bileşikler genellikle suda çözünürler.
Organik bileşikler çoğunlukla kovalent bağlı bileşiklerdir, ancak anorganik bileşikler genellikle iyoniktirler.
Organik tepkimeler çok yavaş, ancak anorganik tepkimeler genellikle hızlı gerçekleşir.
Organik bileşiklerin kendilerine has bir kokuları vardır, ancak anorganik bileşikler kokusuzdur.
Organik bileşiklerin sayısı oldukça fazla (Kullanılan elementler az), ancak anorganik bileşiklerin sayısı o kadar değildir.  Bunun sebebi karbonun 4 bağ yapabilmesinden kaynaklanmaktadır.

Organik Ve Anorganik Bileşiklerin Formüllerinin Ayırt Edilmesi Resimleri

Organik Ve Anorganik Bileşiklerin Formüllerinin Ayırt Edilmesi Sunumları

Organik Ve Anorganik Bileşiklerin Formüllerinin Ayırt Edilmesi Videoları

Organik Ve Anorganik Bileşiklerin Formüllerinin Ayırt Edilmesi Soru & Cevap

Bu yazı hakkında ilk soru soran sen ol..

Organik Ve Anorganik Bileşiklerin Formüllerinin Ayırt Edilmesi Ek Bilgileri

  • 0
    4 ay önce

    Organik bileşikler;

    Karbonun oksitleri (CO, C02)
    Karbonatları (C03-2)
    Siyanür ve siyanatları (CN–) hariç karbon bileşikleridir.

    Organik sözcüğü, organizma sözcüğünden türemiştir.
    1828 yılına kadar bilinen bütün organik bileşiklerin kaynağı hayvanlar ve bitkilerdi. Ancak 1828 de WÖHLER, o zamana kadar yalnız idrardan elde edilen üreyi “Amonyum siyanatı” ısıtarak elde etti. Böylece ilk olarak organik bir madde sentez edilmiş oldu.
     
     
     
     
     
     
     
    ORGANİK VE ANORGANİK BİLEŞİKLER ARASINDAKİ ÖNEMLİ FARKLAR:

    Organik bileşikler yanıcıdır. An organik bileşikler ise genellikle yanıcı değildir.
    Organik bileşiklerin erime ve kaynama noktaları genellikle düşük, an organik bileşiklerin ise yüksektir.
    Organik bileşikler çoğunlukla suda çözünmez, ancak anorganik bileşikler genellikle suda çözünürler.
    Organik bileşikler çoğunlukla kovalent bağlı bileşiklerdir, ancak anorganik bileşikler genellikle iyoniktirler.
    Organik tepkimeler çok yavaş, ancak anorganik tepkimeler genellikle hızlı gerçekleşir.
    Organik bileşiklerin kendilerine has bir kokuları vardır, ancak anorganik bileşikler kokusuzdur.
    Organik bileşiklerin sayısı oldukça fazla (Kullanılan elementler az), ancak anorganik bileşiklerin sayısı o kadar değildir.  Bunun sebebi karbonun 4 bağ yapabilmesinden kaynaklanmaktadır.

    Organik ve İnorganik Bileşikler Kimya Dersi Notları



    İnorganik ve Organik Bileşikler
    Organik ve inorganik madde nedir? inorganik madde canlı vücudunda niçin sentezlenemez? Organik maddeler vücutta nasıl yapılır?
     
    İNORGANİK BİLEŞİKLER
    Canlıların kendi vücutlarında sentezleyemeyip,dışarıdan hazır aldıkları bileşiklerdir.Hem canlı vücudunda hem de cansız ortamda bulunurlar.Küçük moleküllü olup,devamlı ve yeterince bulunması gerekir.Canlılar bu bileşiklere gereksinim duyar.Besin olarak kullanılan inorganik maddeler “mineraller ve su” sindirilemezler. Enerji vermezler.Bunlar düzenleyici maddelerdir.Karbon elementine sahip olmayan tüm moleküller İnorganik Bileşikler olarak adlandırılır.
     
     
    1) SU
     
    Dünya üzerindeki yaşamın tamamı suya bağlıdır.Tüm yaşayan dokuların %70-90’ı sudur.Yaşamı karakterize eden tüm tepkimeler su içeren ortamlarda yer alırlar.Su hayat için gerekli olan en önemli moleküldür.Bir insan,yiyeceksiz haftalarca yaşayabilir.Ancak,susuz sadece birkaç gün yaşayabilir.Vücut için gerekli olan su miktarı günlük çalışma durumumuza göre değişir.Günde ort.1.5-2.5 lt su almamamız gerekir.Yaşa göre vücut ağırlığının %40-%75’i sudur.Yaşlandıkça vücuttaki su oranı azalır.Bu su dışardan alındığı gibi,vücutta ara ürün olarak oluşur. Canlı organizmanın büyük bir kısmı su moleküllerinden oluşmuştur.Organizmaların yapısındaki su oranı %65-95 arasındadır.Bu oran,su bitkilerinde %98’e kadar yükselmektedir.Tohumlarda ise su oranı %15’den %5’e düşer.Bütün hücreler bir sulu çözeltide bulunur.Her türlü madde değişimin “doku sıvısı”denilen çözeltiyle sağlarlar.
     

    Su kimyasal tepkimelerde rol alan çok iyi bir çözücüdür.Bu sayede sindirime büyük ölçüde yardımcı olur.Su molekülünün belirgin bir polaritesi ve hidrojen bağı oluşturmak için büyük bir eğiliminin olması nedeniyle su,hem iyonik hem de iyonik olmayan maddelere karşı çok iyi bir çözücüdür.

     

    Su pek çok organizmanın vücudunda taşıyıcı ortam olarak görev yapar.Maddelerin vücutta bir bölgeden diğer bölgeye taşınması suyla sağlanır.Ayrıca,su besin maddelerini kan plazması olarak taşır.
    Su, metabolizma olaylarını hızlandırır.Enzimler ancak sulu bir ortamda çalışır.
    Idrardaki su boşaltıma,terleme olayı ile de dolaşıma yardımcıdır.Terleme olayında vücut ısısının fazlası dışarıya suyla atılır.Böylece vücut ısısı dengelenir.
    Su ,bitkilerde ‘fotosentez’ ana elemanı olarak bu canlılar için de çok büyük önem taşır.
    Ayrıca su, absorbe ettiği fazla ısı ile Dünya’mızın çevresel ısısını düzenler.Böylece hem çevresel ısı çok yükselmez ve saklandığı için ısı kaybolmaz.

     
     
     
    2) MİNERALLER
     
     
     

    Sindirilmeden direk olarak kana alınırlar.Enzimlerin yapısına katılırlar.Vitaminlerle birlikte düzenleştirici olarak görev yaparlar.Vücudumuzda Cl ,P, S ve N elementlerinin asit bileşikleriyle Na, K, Ca, Mg, Fe, Mn ve Cu metallerinin baz özelliğindeki bileşiklerine rastlanmaktadır.

     

    Mineraller hücrede protein,karbonhidrat,yağ gibi,organik maddelere bağlı olarak bulundukları gibi hücrede tuz halinde de bulunabilirler.

     

    Minareller, vitamin-hormon-enzim v.b. moleküllerin yapısına katılır.70kg ağırlığındaki bir insanda ortalama 3 kg mineral tuzları vardır.

     

    Organizmanın yapısında az da olsa minerallere ihtiyaç vardır.

    Mineraller kanın kanın osmotik basıncının ayarlanmasında ,kas kasılmasında,kanın pıhtılaşmasında, ve sinirlere uyarının iletilmesinde önemli role sahiptir.

    Minareller bazı enzimlerin yapılarına katılarak katalizör görevi yapar.
    İdrar,ter ve dışkı ile dışarı atıldığından mineral içeren besinlerin düzenli olarak vücüda alınması gereklidir.Yiyeceklerde bulunan ve mineral olarak adlandırılan bütün maddeler aslında tuzdur.Yeterli mineral içermeyen besin maddeleri ile beslenilirse,tuz atılması devam edeceğinden kas krampı gibi bazı bozukluklar görülür.Sıcak ortamlara maruz kalan insanlar daha fazla terledikleri için dışarıdan yeterince tuz almalıdır.

    Sodyum ve klor bütün vücut sıvıları içinde iyon olarak bulunur.Ancak kan gibi hücre dışı sıvılar içindeki bu iyonların miktarı daha fazladır.Sodyum ve klor dokularda suyu tutarak vücudu su dengesini sağlar.Sodyum ve klor kas ve sinir sistemi işlevleri için gereklidir.Ancak bazı böbrek hastalıklarında,yüksek

    tansiyonu olan insanlarda suyun az alınması gerekir.Çok küçük çocukların böbrekleri fazla tuzu süzemediğinden fazla miktarda alınan tuzdan zarar görürler.
    Sodyumla birlikte vücut sıvılarında bulunan ve hücrelerin çalışmasını kontrol eden mineral potasyumdur. Vücutta hücre ara sıvısı ile hücre sıvısı arasında bir sodyum,potasyum oranı vardır.Sodyum gibi potasyumun da büyük bir kısmı,tüketilen besinlerden kolayca emilir.Fazlası böbreklerden atılır.İshal gibi,su kaybının fazla olduğu durumlarda potasyum kaybı da fazla olur.
    Vücutta en bol bulunan mineral kalsiyumdur.Kalsiyumun büyük bir kısmı fosforla birlikte kemiğin ve dişin yapısına katılır.Geri kalan kısmı kasların kasılmasında ,sinirlerde,kanın pıhtılaşmasında ve bazı enzimlerin çalışmasında görev yapar.Vücuda alınan kalsiyumun bir kısmı emilir.Emilmeyen kısmı dışkı ile atılır.D vitamini kalsiyumun emilmesine etki eder.Vücuda fazla kalsiyum alınsa bile D vitamini yetersiz olursa kalsiyum bağırsaklarda emilemez.Küçük çocuklarda kalsiyum ve D vitamini yetersizliğine bağlı olarak’raşitizm’ denilen hastalık görülür.Yetişkin insanlarda potasyum kaybı ile ‘osteomalazi’ denilen kemik yumuşaması hastalığı ortaya çıkar.Vücutta en bol bulunan minerallarden biri de fosfordur.Fosfor kalsiyumla birlikte kalsiyum fosfat şeklinde kemiklerin ve dişin yapısına katılır.Fosfor ,nükleik asit,yağ,protein ve karbonhidrat gibi moleküllerin yapısına da katılır.Vücudun yapısına katılan minerallerden biri de demirdir.Vücudumuzdaki demirin yarıdan fazlası kana kırmızı rengini veren hemoglobinin içinde bulunur.Demir aynı zamanda kas proteinleri karaciğer,dalak ve kırmızı kemik iliğinde bulunur.Vücuda yeteri kadar demir alınmamamsı yada vücuttan atılan demir miktarının alınandan fazla olması durumunda demir yetersizliği başlar.Demir eksikliğinde,hemoglobin yapılamaz ve ‘kansızlık’(anemi) görülür.Demir bakımından zengin yiyeceklerle beslenmek sureti ile kansızlık önlenir.İyot, tiroid bezi hormonu olan tiroksinin yapısına katılır.Vücuda yeteri kadar iyot alınmazsa tiroid bezi iyi çalışamaz ve tiroksin hormonunu az salgılar.Tiroksinin az salgılanması tiroid bezinin büyümesine neden olur.Basit ‘guatr’ hastalığı denilen bu durum lahanayı çok tüketen insanlarda,bulunan bir madde tiroid bezinde iyot bağlanma tepkimesini engellemektedir.Sülfatlar kaslarda bulunur ve proteinlerin yapısına katılır.Flüor dişlerin yapısına katılır.Flüorün azlığı dişlerin çürümesine,fazlalığı dişlerin sararmasına yol açar.Bakır bazı enzimlerin yapısına katılır.

     
     
     
    Yani kısaca ;
     

    Vücut içindeki birçok enzimin ve hemoglobin gibi moleküllerin yapısını oluştururlar.Bunlar,demir,fosfor gibi elementlerdir.

     

    Kemiklerin ve dişlerin normal olarak gelişmesini sağlarlar.Bunlar için gerekli olan madensel maddeler, kalsiyum, fosfor,magnezyumdur.

     

    Vücut ve hücre sıvısının osmotik basıncını düzenlerler. Bunlardan hücre içi sıvıda sodyum,klor,hücre dışı sıvıda potasyum,magnezyum,fosfor bulunur.

     

    Sinirsel uyarı iletiminde, kas kasılmasında ,Kanın pıhtılaşmasında rol alırlar.

     
     
     
    3) ASİT - BAZ - TUZLAR
     
    a.) Asitler
     
     
     
    Su içersinde çözündüğünde H+(hidrojen) iyonu veren bütün bileşikler asit özelliğindedir.
     
    Asitler turnusol kağıdının rengini maviden kırmızıya dönüştürür.
     
    Asitlerin tatları ekşidir.Ama kuvvetli olanlar tadılamaz.Yapılarında karbon içeren asitlerin çoğu organik asittir.
     
    Laktik asit (CH3-CHOH-COOH) ; organik asite, hidroklorik asit(HCI) ise inorganik asite örnek verilebilir.
    Ayrıca asitler ayıraç olarak kullanılır.(=Nitrik asit protein ayıracı olarak kullanılır.)
     
     
     
    Protein + derişik nitrik asit(HNO3) >>>> ısı >>> sarı renk oluşur
     
     
     
    b.) Bazlar
     
     
     
    Suda çözündüğü zaman hidroksil iyonu (OH-) veren bileşikler bazik özellik gösterir.
     
    Bazlar turnusol kağıdının rengini kırmızıdan maviye dönüştürür.
     
    Yapılarında genellikle karbon,azot bulunduran bazlar organik bazlardır.Metilamin (CH3NH2) organik baza;sodyum hidroksit(NaOH),potasyum hidroksit (KOH) gibi bazlar ise inorganik bazlara örnek verilebilir.
     
    Tadları acıdır.
     
     
     
    Ba(OH)2,KOH,Ca(OH)2,NaOH gibi bazlar solunum ve fermantasyon deneylerinde CO2 tutucu özelliklerinden dolayı ayıraç olarak kullanılır.Bunlar aynı zamanda nem tutucu olarak da kullanılır.
     
     
     
    Asit – Baz Dengesi
     
     
     
    Ortamın hidrojen iyon yoğunluğunun negatif (-) logaritması asitliğin ,hidroksil iyon yoğunluğunun (-) logaritması ise bazikliğin derecesini verir. H+ iyonu arttıkça ortam asidiktir ve pH 0 ile 7 arasında bir değer gösterir.OH- iyonu arttıkça ortam baziktir ve pH 7 ile 14 arasında bir değer gösterir.H+ iyonu ve OH- iyonları eşit miktarda ise ortam nötrdür ve pH’7 dir.
     
    PH değeri organizma için çok önemlidir.Biyokimyasal tepkimelerin gerçekleşebilmesi için pH’ın belirli bir düzeyde tutulması gerekir.pH’daki çok az bir değişiklik bile biyokimyasal tepkimeleri olumsuz etkiler.Bu nedenle pH değerinin sabit kalması gerekir.İnsan kanının pH’ı 7,4’e eşittir.İnsan kanının p H’ı 7’ye düşerse ya da 7,8’in üstüne çıkarsa ölüm olayı meydana gelir.Bazı bakteri ve mantarlar asidik ortamlarda yaşayabilir,fakat bazik ortamlarda yaşayamazlar.
     
     
     
    c.) Tuzlar
     
    Asitlerle bazlar karıştığında asitin H+ iyonu ile bazın OH- iyonu birleşir.Bu birleşim sırasında bir molekül su açığa çıkar ve tuz meydana gelir.
     
     
     
    HCI + NaOH → H20+ NaCl
     
    Hidroklorik asit + sodyum hidroksit(baz) → su + sodyum klorür (tuz)
     
     
     
    ORGANİK BİLEŞİKLER
     
     
     
    Organik bileşikler, genellikle canlıların yapısında bulunan ve hepsi mutlaka karbon atomu taşıyan moleküller. Organik moleküllere örnek olarak proteinleri, karbonhidratları, lipidleri ve nükleik asitleri verebiliriz. Ancak, burada bir yanılgıya düşmeyelim, karbon içeren her bileşik organik olmak zorunda değil. Örneğin, yapısında karbon içeren karbonat, bir inorganik molekül.
     
     
     
    İnorganik bileşikler ise, sıklıkla karbon taşımayan moleküller. Bunlara örnek olarak da, anyonlar veya katyonlar olarak sınıflandırılan çeşitli iyonik bileşikler ile kovalent bileşikleri verebiliriz.
     
    ORGANİK BİLEŞİKLER
     
    Organik bileşikler:Yapısında C,O,H gibi temel elementleri içeren maddelere denir.
     
    Bunlar 3'e ayrılır:
    *Karbonhidratlar
    *Yağlar
    *Proteinler
     
     
     
    Ayrıca enzimler,vitaminler,hormonlarda birer organik bileşiktir.
     
    Organik bileşiklerden en çok enerji vereni yağlar olmasına rağmen enerji elde etmede 2. sırada kullanılırlar.Bunun nedeni yağların sindiriminin oldukça zor olmasıdır.(hidrojenleri fazla olduğu için)
     
    Organik bileşiklerin hücre içindeki sindirim sırası:
     
    Karbonhidratlar>Yağlar>Proteinler
     
     
     
    65 Kg.ağırlığındaki normal bir erkeğin vücudundaki organik maddeler aşağıdaki gibidir:
     
     
     
    MADDELER      MİKTAR(Kgr) VÜCUT AĞRLIĞINDAKİ %Sİ
     
    SU                           40,0                                61,6
     
    PROTEİN               11,5                                17,7
     
    YAĞ                         9,0                                13,8
    MİNERALLER        4,0                                  6,1
    KARBONHİDRAT  0,5                                  0,8
     
    KARBONNHİDRATLAR
     
    Karbon,hidrojen ve oksijenden oluşur.
     
    *Enerji verici ve yapı malzemesi olarak kullanılırlar.
     
    *Enerji üretmek için ilk sırada kullanılır.
     
    1 gr karbonidrattan 4.1 kkalori enerji elde edilir.
    Büyüklüklerine göre 3'e ayrılırlar:
    *Monosakaritler
    *Disakaritler
    *Polisakaritler
     
    NÜKLEİK ASİTLER
     

    Bu moleküller ilk defa Friderich Miescher tarafından balık spermi ve akyuvar çekirdeğinde tespit edilmiştir.En çok çekirdekte bulundukları için nükleik asitler(çekirdek asitleri) diye isimlendirilmiştir.

     

    Asidik özelliğe sahiptirler.Hücre yönetiminden sorumludurlar.

     

    DNA ve RNA olmak üzere 2 tiptir.Bunlar hücrenin en büyük dev moleküllerdir.

     

    Nükleotitlerden oluşmuştur.Onun için DNA ve RNA birer polinükleotidtir.

     

    Bütün nükleotitlerde aynı fosforik asit (H3PO4) bulunur.

     

    Nükleotitlerin farklı yapıda olmasının sebebi yapısındaki şeker ve organik baz moleküllerinin farklı olmasındandır.

     

    Nükleotitler birbirlerine şeker-fosfat bağlarıyla bağlanırlar.

     

    Nükleotitler taşıdığı baza göre,nükleik asitler ise taşıdığı şekere göre isimlendirilir.

     
     
     




    Organik ve İnorganik Bileşikler Arasındaki Farklar




    1) Organik bileşikler yanıcıdır.  


    1) İnorganikler yanıcı değildir.




    Organik bileşiklerin erime ve kaynamanoktaları genellikle düşüktür. 


    2) İnorganiklerin erime ve  kaynama noktaları yüksektir.




    3) Organik bileşikler suda çözünmez.   


    3) İnorganik bileşikler suda çözünür.




    4) Organik bileşikler kovelent  bağlıdır.   


    4) İnorganik bileşikler genellikle iyoniktir.




    5) Organiik tepkimeler çok yavaş gerçekleşir.


    5) İnorganik tepkimeler genellikle hızlı gerçekleşir. 




    6) Organik bileşiklerin kendine has bir kokusu vardır. 


     6) İnorganik bileşikler kokusuzdur.




    7) Organik bileşiklerin sayısı çok fazladır.    


    7) İnorganik bileşikler ise daha azdır.




    8) Organik bileşikler ısıya karşı dayanıksızdırlar. 


    8) İnorganik bileşikler ısıya dayanıklıdır.




    9) Organik bileşiklerin tepkimeleri karmaşıktır.    


    9) İnorganik bileşiklerin tepkimeleri daha basittir.




    10) Organik bileşikelrin tepkimeleri düşük verimlidir.  


    10) İnorganik bileşiklerin tepkimeleri yüksek verimlidir.






Sende Bilgi Ekle

Bu yazının geliştirilmesine yardımcı ol.

Sponsorlu Bağlantılar
Yazı İşlemleri
Sen de Ekle

Sende, bu sayfaya

içerik ekleyerek

katkıda bulunabilirsin.

(Resim, sunum, video, soru, yorum ekle..)

Bir şey Unutmadın mı ?

Bizi sonra tekrar bulmak için sitemizi aşağıdan beğenmelisin